Ortaçağ’da İslam Düşmanı Bir Hac Merkezi – Shell


Ortaçağ’da İslam Düşmanı Bir Hac Merkezi

Hristiyanlığın Roma ve Kudüs’ten sonra üçüncü büyük hac merkezinin İspanya’nın kuzeybatısında yer alan Santiago de Compostele’de olduğu pek bilinmez. 1993 yılında UNESCO tarafından Dünya İnsanlık Mirası listesine dahil edilen bu mekânın hac merkezi oluşunun öyküsü Ortaçağ’a kadar uzanır.

Rivayetlere göre Hz. İsa’nın havarilerinden Zebedi’ye veya ‘zalimlerin ve kötü insanların kalbine korku salması ve insanları hidayete erdirmede diğer havarilere göre daha gayretli olması’ nedeniyle “büyük” olarak da bilinen Yakub’a dayanmaktadır. Erken dönem Hıristiyan tarihçilerine göre havariler arasında ilk şehit edilen odur. Peki Petrus ve Yuhanna ile birlikte Hz. İsa’ya en yakın havarilerden Santiago veya Aziz Yakub’un İspanya sahillerine gelişi ve naaşının İspanya topraklarına nakledilişi nasıl olmuştur?

13. yüzyıla ait Jacques de Voragine’in kaleme aldığı Légende Dorée adlı eserdeki menkıbeye göre Yakub önce Filistin’in Yahudiye bölgesinde tebliğ faaliyetlerinde bulunur, daha sonra İspanya’ya gider. Rivayete göre İspanya’daki tebliğ faaliyetlerinde kendisine inanan iki talebesi olur. Onları bırakarak tebliğe doğuda devam etmek üzere bu kez de İspanya’yı terk eder.

Doğu’daki tebliğ faaliyetleri yüzünden ölüme mahkum edilen Yakub’un naaşı (44 yılları), bir rivayete göre meleklerin kanatlarında, başka bir rivayete göre ise Athanase ve Théodore adlı iki talebesinin gayretiyle bir teknenin içinde Akdeniz’in ‘öteki ucuna’ yani İspanya’daki Galiçya kıyılarına nakledilir. Böylece Hıristiyan dünyanın ‘bittiği nokta’ yani öteki ‘uç noktası’ (Finistere, Cap Finisterre, le Finis Terrae, la Fin de la Terre) kabul edilen bu bölgenin Aziz Yakub’un manevi himayesi altına girdiği kabul edilecektir.

Roma tarihçilerinin naklettiğine göre Aziz Yakub’un kabrinin yer aldığına inanılan ve ‘Compostele’ adı verilen bu yerde Hıristiyanlık öncesinde evvela Keltlere, daha sonra
Romalılara ait ‘Güneş’ kültüne adanmış (Ara Solis) bir mabedin ve bir mezarlığın olduğu ve burasının yerliler tarafından ziyaret edildiği kaydedilmektedir. Nitekim bölgenin ismi olan ‘Compostele’ de ‘yıldız bahçesi’nden (campus stellae) gelir.
Hıristiyan kaynaklarında 7. yüzyıldan itibaren Yakub’un İspanya’ya gidip gitmediği tartışıldığı göz önüne alındığında böyle bir inancın halk arasında İslam öncesi dönemde de mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Aziz Yakub’un veya Santiago’nun halk dindarlığında yer alan bu öneminin ‘siyasî’ bir veche kazanması sonraki dönemlerde gerçekleşecek, Santiago di Compostele’nin yoğun olarak ziyaret
edilen bir merkez haline gelişi 8. yüzyıldan sonra olacaktır.

İber yarımadasının büyük bir kısmının Tarık b. Ziyad’ın komutasında Müslümanlar tarafından fethedilmesi ve Vizigotların hakimiyetine son verilmesinden sonra kuzeybatıdaki Asturya adındaki dağlık araziye sığınanlar, burada merkezî kontrolden uzak ‘Asturya’ krallığını kuracaklardır. Kuruluşunu 722’de Müslümanlara karşı yapılan Covadonga Savaşı’na dayandıran İspanyollar, Müslümanlara karşı kazandıkları
bu zaferin Aziz Yakub’un manevi desteğiyle gerçekleştiğini kabul ederler. Sonraki dönemlerde ‘Reconquista’ (İspanya’nın Müslümanların elinden geri alınışı) tarihini yazanlar, bu tarihi Covadonga Savaşı’ndan başlatacaklardır.
Bu tarihten itibaren Avrupalı krallar Santiago’nun halk arasındaki değerini siyasî amaçları için Müslümanlara karşı bir sembol olarak kullanmaya başladılar.Özellikle Kurtuba Emiri II. Abdurrahman el-Evsat’a ‘Yüz Bakire Vergisi’ni vermeyi reddeden İspanya Kralı I. Ramire’nin 844’te Müslümanlara karşı kazandığı Clavijo zaferinde Aziz Yakub’un büyük katkısı olduğu ve ordu ile birlikte Müslümanlara karşı savaştığı rivayeti halk arasında hızla yayıldı. Bu olaydan sonra Santiago,‘Müslümanları katleden’ anlamında ‘Matamore’ unvanıyla da anılacaktı.

Beyaz bir atın üstünde, elinde havaya kaldırılmış kılıcıyla resmedilen Santiago, Reconquista’nın manevi koruyucusu kabul edildi ve o tarihten itibaren başta İspanya’nın millî ve manevî kahramanı olmak üzere Avrupa’nın Müslümanlaşmasına karşı direnişini temsil etti. Bu inanç, günümüze kadar özellikle İspanyol halkı arasında çok canlı bir şekilde devam etmektedir.

Böylece Santiago de Compostele’nin manevi himayesini arzu eden halk, akın akın bu merkezi ziyaret etmeye başladı. Endülüs Müslümanlarının mensup oldukları İslam dininin Hıristiyanlar arasında yayılmasını önlemek ve Avrupa’daki İslam hakimiyetine son vermek isteyen Kilise,her ne kadar putperest bir geçmişe ve menkıbeye dayalı bir özelliği olsa da, bu merkezin ziyaret edilmesini çeşitli tarikatlar vasıtasıyla destekledi. (Kilise’nin Santiago de Compostele’ye karşı çekimser tavrı, 1925’te Avrupa ülkelerinin Hıristiyanlaştırılması sergisinde İspanya’dan bahsetmemesiyle iyice belirginleşecektir.)

dom

Kelle koltukta bir ceset

Önceleri Papa II. Callixtus’a atfedilen fakat daha sonra Aymeric Picaud’ya ait olduğu anlaşılan Santiago de Compostele ile ilgili Codex Calixtinus’ta belirtildiğine göre (12. Yüzyılda kaleme alınmıştır) Aziz Yakub’un ya da Santiago’nun naaşının bulunması, bir kabristan ve adına bir kilise inşa edilmesi Asturya kralı II. Alfonso zamanında (791-842) gerçekleşmiştir.
Santiago’nun kabrinin bulunması da bir menkıbeye dayandırılır. Buna göre 813 yılı civarında Pelay adında bir keşişin İria Flavia piskoposu Theodomir’e anlattığına göre bir gece gökteki yıldızlardan biri kendisini ıssız bir dağın tepesine doğru götürmüş, burada çok esrarlı nurani varlıklar görmüş ve meleklerin söyledikleri ilahileri dinlemiştir.Bunun üzerine piskopos gözleriyle bu duruma bizzat şahitlik etmek istemiş ve üç günlük bir oruçtan sonra keşiş Pelay ile birlikte bahsedilen yere gitmişler ve orada kelle koltukta bir ceset bulmuşlar. Piskopos bunun havari Aziz Yakub’a ait olduğunu fark etmiş.Daha sonra yanında talebelerine ait iki cesedin daha olduğu tespit edilmiş. İşte Piskopos Theodomir’in kral II. Alfonso’ya durumu bildirmesi üzerine buraya bir kabristan ve bir kilise yapılmış. Bu efsaneyi dikkate alan kimileri, ‘Compostele’ ismini bu menkıbedeki ‘yıldız’a dayandırmaktadırlar.
Santiago de Compostele’ye gidecek olan hacının, yola çıkmadan önce bazı maddi ve manevi hazırlıkları tamamlaması gerekmektedir. Ortaçağ’da kaleme alınan Veneranda dies adlı eserde bu hazırlıklar detaylı olarak anlatılmaktadır.Her şeyden önce hacının böyle bir yola çıkmanın kendi nefsiyle mücadeleyi göze almak anlamına geldiğini bilmesi gerekir. Bu yüzden Compostele hacı adayı yola çıkarken bir şövalyenin savaşa gidişindeki ritüellerin benzerini yerine getirir.Hacı adayınn bulunduğu bölgenin papazı, ‘pro fratribus in via dirigendis’(‘yola çıkan kardeşler için’) duaları ve tarikata giriş törenine benzer bir ritüelle hacının üzerine elbisesini giydirir ve yolculuk boyunca karşılaşacağı tehlikelerden korunmak için kullanacağı eşyayı teslim eder. Adayın yol boyunca yanında taşıyacağı eşyalar,‘heybesi, asası ve deniz kabuğu işareti’, signum peregrinationis yani ‘hacılık sembolü’dür. Hacının heybesinin ağzının açık olması önemlidir. Bu,Santiago yolundaki hacının cömertliğini, aynı zamanda hem sadaka kabul edebileceğini, hem de ihtiyaç sahiplerine sadaka verebileceğini, sahip olduklarını fakirlerle paylaşabileceğini ve bedensel hazlarından vazgeçtiğini ifade eder.
Hacının papazın yaptığı dualarla eline aldığı asası, onun için üçüncü bir dayanak kabul edilir ve teslise bağlılığını simgeler. Bununla yol boyunca karşılaşacağı düşmanlarından ve engellerden korunacaktır. Asasına sahip çıkması ve onu yanından ayırmaması Teslis akidesine bağlılığını devam ettirmesini sağlayacaktır. Böylece hem yoluna çıkacak olan köpek ve canavarlardan, hem de manevi olarak onu kötülüklere sevk edecek görünmeyen şeytani güçlerden korunacaktır.

Spain_Leon_-_Santiago_Shell

Ebediyete doğru yalın ayak

Yola çıkan hacı adayı, bir anlamda manevi ve psikolojik olarak farklı bir dünyaya ait olduğunun bilincinde olmalı, bu nedenle dünya ile sembolik olarak bağını koparacak hazırlıkları yapmalıdır. Öncelikle papazın huzuruna çıkıp günahlarından temizlenmelidir.
Daha sonra vasiyetini kaleme almalı ve böylece dünya ile bağını tamamen kopardığını ortaya koymalıdır. Nitekim Santiago hacısı olarak üzerinde taşıyacağı deniz kabuğu sembolü de, geçici olan bu dünyadan vazgeçerek ebedi olan öteki aleme yolculuğunu temsil etmektedir.
Daimi bir ‘yolculuk halinde’ olması nedeniyle ‘homo viator’ (yolculuk halindeki adam) olarak tanımlanır. Varsa borçlarını öder. Elindeki mal ve mülkünü Kilise’nin himayesine verir. Kendisi ve ailesiyle ilgili hazırlıklarını tamamlayan hacı adayı, daha sonra bulunduğu mahallenin papazından, bölgenin yetkili piskoposundan ve eşinden izin ister. Formaliteleri tamamlayınca hac yolculuğuna çıkmaya hazırdır. Hac yolculuğunu genellikle ‘yalın ayak’ gerçekleştirir. Diğer azizleri ziyaret edecek olanların aksine, Aziz Yakub’u ziyarete gidecek olanlarda aranan en önemli özellik budur. Asilzade olmak veya kraliyet ailesine mensup bulunmak fark etmez.Hacılar genellikle gruplar halinde hareket eder. Ancak herkes kendi sosyal statüsüne uygun bir grupla, yani asiller ile halk ayrı gruplar halinde yürürler. Bu arada Aquitaine Kralı X. Guillaume ve Fransa Kralı VII. Louis’nin Santiago hac yolculuğunda hayatlarını kaybettiklerini hatırlatalım.Yola çıkan adaylar, geçtikleri ülkelerde
ve meskun mahallerde ayrıcalıklı bir muameleye tabi tutulur, Santiago hacıları olarak seçkin bir topluluğa mensup kabul edilirler. Onlara hürmet etmek dindarlığın alametidir.

Compostele hacılarının korunması ve özel muameleye tabi tutulması için krallar tarafından özel kanuni düzenlemelere gidilmiştir. Mesela X Alphonso, Libre de Siete Partidas adlı eserinde Santiago hacılarına dair yapmış olduğu düzenlemelerden ve onlar için alınan
koruyucu tedbirlerden bahseder.

Buna göre adayların belli yerlerde misafir edilmeleri sağlanır, ücretli geçiş yerlerinde ücretten muaf tutulurlardı.Ancak hacılara yönelik bu özel muamele ve düzenlemeler zaman zaman
kötü niyetlilerin istismarına sebep olmuştur. Bu nedenle hac ibadetinin düzgün ve kurallara uygun şekilde gerçekleşmesini sağlamak üzere İspanya’nın Valladolid, Toledo ve Madrid
illerinde ‘Hac muhafızlığı’ kolluk kuvveti kurulması yoluna gidilmiştir. Santiago hac yoluna çıkan kişi, yol boyunca güzergâh üzerinde bulunan dinî merkezleri de ziyaret etmek zorundadır. Buralara uğrayıp dua eder ve imkânı nispetinde bağışta bulunur. Bu konuda Liber Sancti Jacobi’de ‘visitandum est’ yani ‘ziyaret edilmelidir’ cümlesiyle başlayan birçok yer isimleri zikredilir. ‘Jacquet’ (Jake) olarak da isimlendirilen Santiago hacılarının yol boyunca günlük ibadetlerini yerine getirmede titizlik göstermeleri icap eder. Sabah ayinini toplu halde
yapmak, yol boyunca veya ziyaret edilen merkezlerde okunacak tespihatlara riayet etmek, cemaatle ayinlere iştirak etmek, ilgili yerlere ‘haç’ işaretinin dikilmesi ve nihayet Compostele’ye varıldığında Santiago Kilisesi’ne bağışta bulunmak Aziz Yakub’un manevi rehberliğinde hac yolculuğuna çıkan hacının en önemli vazifeleri arasında sayılmaktadır.Özellikle 19. yüzyıldan itibaren tekrar bir canlanma görülen Santiago hac ibadeti geleneğini günümüzde devam ettirenler vardır.

Santiago de Compostele’yi ziyarete gelen
hacıların konaklaması için Kraliçe Isabel ve Kral
Fernando tarafından yaptırılan misafirhane
bugün otel olarak kullanılıyor. Ortaçağ’da hac
yolculuğuna çıkan bir grup Hıristiyan (altta).

Hostal de Los Reyes Catolicos

Alıntıdır. (Derin Tarih – Temmuz’15)


Shell (deniz kabuğu)

Üstte okumuş oldugumuz yazı ile Royal Dutch Shell firması logosu arasındaki benzerliği ve bağlantıyı size bırakıyorum.

Hacıların yanında taşıdıgı signum peregrinationis adı verdiği hacılık sembolü deniz kabugu;

Spain_Leon_-_Santiago_Shell

Royal Dutch Shell Firması logo serüvenü

shell

Ve Firmanın web sitesinde yer alan logo açıklaması alttaki gibidir.

        Neden İstiridye?

Shell logosunun tarihçesi

Şirket adı “Shell” idi ve Samuel’in Uzakdoğu’ya gazyağı taşıyan tankerlerinden her birine farklı bir deniz kabuğunun adı veriliyordu. İstiridye Samuel’in gazyağını Hindistan’a ithal eden ve Shell Nakliyat ve Ticaret Şirketi’nin direktörü olan iş ortağı Mr. Graham’ın aile armasından alınmış olabilir.

İspanya’daki Santiago de Compostela’ya yaptıkları bir hac sonrasında, Graham ailesi Aziz James’in deniz kabuğunu benimsemişti. Yıllar içinde Shell ambleminin şekli grafik tasarımındaki akımlarla birlikte yavaş yavaş değişti. Güncel amblem 1971 yılında tasarımcı Raymond Loewy tarafından yaratıldı.

Kaynak link : http://www.shell.com.tr/aboutshell/who-we-are/history/history-logo.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s